(Yazıdaki tüm İngilizce kelimeler Türkçe okunuşu şeklinde yazılmıştır)
Bilgisayar oyunlarının bir çok insana çocukça geldiğini biliyorum. Bazıları içinse saçma veya karmaşık. Benim için hiç öyle olmadı. İlk oyununu Komodor bilgisayarda oynamış ve teyp kasetinden yüklemiş biri olarak hep zevk aldım. Bugün herkesin telefonunda bir iki oyun var. O yüzden geçmişte saatlerimizi harcadığımız oyunlar son derece basit gelecektir insanlara. Şu an hiç kimseyi Pekmen ya da Supapleks oynarken oturup izlemezsiniz mesela. Veya herhangi bir aşamayı nasıl geçtiğinizi anlatmanıza gerek yok. Çünkü internet var ve oyunda takıldığınız yeri nasıl geçeceğinize dair onlarca farklı bilgi. Bugün hiç kimse Dum ya da Tumb Raydır’ı ilk kez gördüğümüzdeki hisleri yaşayamaz. Bir bölümde günlerce takılıp kaldığınız oyunlar yok artık. Çözemediğiniz bulmacalar için onlarca saat harcayıp, oyun oynayan arkadaşlarınızdan yardım istemeniz gerekmiyor. Fakat bu yazıda asıl anlatmak istediğim şey bu gelişim süreci değil. Geçmişin ne derece muazzam olduğunu anlamaya da çalışmıyorum. Sadece ilkleri görmüş olmanın verdiği eski bir coşku kalıntısı diyelim.
Oyunlar sevmeme rağmen her zaman zorlandığım; hatta çoğu zaman oyunu bıraktığım şeylerden biri bölüm sonu canavarları olmuştur. Çoğu eski oyunda bir zorunluluk olduğunu hatırlamakta fayda var. Aksi halde on beş dakikada bitecek oyunlar üretirdiniz o zamanlar. Fakat bu olgu günümüze kadar devam etti. “Dünyanın en zor oyunu”. “Şu canavarı öldürmek için günlerimi harcadım”. Bunları çeşitli oyunlar için duyardım ara ara. Hatta videolarını izlediklerim de oldu. Fakat hiçbirini oynamadım. Sols oyunları bunların en başında gelir. Fakat hiçbirini oynamaya girişmedim çünkü sıkılacağımı düşünüyordum. Saatlerce bir canavarı öldürmek için zaman harcamanın ne gibi bir manası olabilirdi ki? Sonra Elden Ring çıktı. İnanın neden bilmiyorum, oyun çıktıktan bir iki hafta sonra aldım. Henüz ilgi patlaması başlamamıştı veya ilk zamanlarıydı. Şimdi üstünden çok zaman geçtiği için hatırlamıyorum. Burada Yutup’ta sık rastlanılan oyun analiz cümlelerini sıralamam olası. Fakat her şeyi doğru yapsanız bile; bir hikayenin teorik olarak nasıl yazılacağı da bellidir nihayetinde, ortaya çıkan şey insanlara dokunmayabilir. Elden Ring’te ilk kez o kapıyı açıp dünyasını gördüğünüzde (Lands Between), oluşan hissi tarif etmem çok zor. Yalnızlık hissi… en temeli buydu sanırım. Sizinle konuşup olumsuz şeyler söyleyen biri ve karşıda sarı zırhının içinde gidip gelen şövalye. Hiç Sols oyunu oynamamış biri olarak doğrudan onu saldırma… ölme… saldırma… ölme… saldırma… ve oyunu kapatma.
Bundan sonrasında oyunla alakalı çok bir şey anlatmak istemiyorum. Zaten binlerce sayfa yazıldı. Devam ettim tabi ama bir rehber vasıtası ile. İlk kez bir oyunda baktığım rehber tamamen yardımcı olmadı. Çünkü ne yapılması gerektiğini, ne kadar dikkatle takip ederseniz edin, orada tek başınaydınız. Anlatılanları ya da izlediklerinizi uygulamak o kadar da kolay olmuyordu doğrusu. Gece yatarken geçtiğiniz bölümleri düşünüp seviniyordunuz. Temel olarak başardığınız hiçbir şey yoktu aslında. Bunu da biliyordunuz. Ama o başarmışlık hissi, inanın tarif edemem. Bunu sadece bilgisayar oyunlarına aşina insanlar anlayacaktır. Altı yüz saat oynadım toplamda. Ara ara haritadaki belli yerler aklıma geliyor. Ve darmadağın hikayenin parçaları. O kadar büyük ilham kaynağı oldu ki bu oyun, içinde koşturup dururken yeni bir romanı baştan sona oluşturdum zihnimde.
Artık bir sols ve solslayk bağımlısıyım. Başka oyun oynayamaz oldum.